Ana Sayfa Hakkımızda Referanslarımız Fiyat Hesaplama CLA'da Kariyer İletişim

CLA

E-Mail Listesi

Düşüncelerinizi ve planlarınızı projeye ve gerçeğe dönüştürmek istiyorsanız lütfen E-Posta adresinizi girip Gönder butonuna tıklayınız.

 

Mail Adresi
Ad Soyad
Üye Ol

İstatistik

Toplam Ziyaretçi: 9777
Ziyaretçi: 1

Nobel'in Görünmeyen Emekçileri: Çevirmenler
erkek-kadın ilişkilerine dair tespitin işaret ettiği gibi ortada bir "görünmeyen emek" durumu söz konusu kanımca.
Halbuki Türkçe yazan bir romancının Nobel'i alabilmesinin yolu illa ki çevirmenlerden geçmek zorunda. Pamuk kendi anadilinde ne denli yetkin olursa olsun onun eserlerinin Nobel'e layık görülecek kadar dünya edebiyatına mâlolması, çevirmenlerinin her iki dildeki yetkinliği olmadan imkansız. Peki, nasıl oluyor da verdikleri ürün bu kadar gözler önündeyken çevirmenler ve emekleri bu kadar perde arkasında kalıyor? Üstüne üstlük Nobel kurumunun resmi açıklamasında Pamuk'un ödüllendirilme gerekçesi olarak kullanılan "kültürlerin çatışması ve içiçe geçmesine dair yeni simgeler keşfettiği" ifadesi neredeyse çevirmenliğin tanımını yapıyorken...
Bu soruya verilebilecek en özlü yanıtlardan birini bizzat ÇevBir adı altında örgütlenen çevirmenler vermişti geçenlerde: "Hele bir kitabın çevirisi iyiyse zaten şeffaf olan çevirmen iyice görünmez olur. Çeviri ancak çok kötü, hatta kitabı okutmayacak kadar kötü olduğunda dikkat çeker". Diğer bir deyişle, iyi çevirmen, tanımı gereği, kendini unutturabilen, oynadığı aracı rolünün izlerini gizleyebilen, yani kendini görünmez kılabilen çevirmendir. Bu çok yerinde bir tespit olmakla birlikte çevirmenlere reva görülen nankörlüğü anlamak için meseleyi biraz daha deşmek, çevirmenlik müessesesine dair genelgeçer kabulleri eşelemek gerekiyor --ki kanımca, bu kabullerin de altında dilin doğasına ilişkin yaygın indirgemeci zihniyet yatıyor.
Bizzat çeviriyle boğuşmamış, yerel ya da özgün bir ifadeyi başka bir dilde karşılamaya çabalarken saçını başını yolmamış insanların çoğu için çeviri, hiyeroglif okumak benzeri bir kod çözme uğraşıdır. Mesele, iki dil arasında doğru eşleşmeler yapmaktan ibarettir. Yabancı bir dile hakim olmak zordur kuşkusuz ama bir kere hakimiyet kazanılınca çeviri artık iki dil arasındaki bir-e-bir fonksiyonu çözmeye yönelik--evet belki meşakkatli, ama nihayette--mekanik bir mesaidir. Edebiyat çevirisinin, çevirmenlik bürolarının verdiği hizmetten az biraz hallice bu kavranışı aslında genel olarak dil ve düşünce arasındaki ilişkiye dair çarpık "temsiliyetçi" (representationalist) anlayıştan kaynaklanmaktadır. Bu dil modeline göre dil, halihazır zihnimizde şekillenmiş düşünceleri ifade etmenin aracıdır. Yazma edimi--"kelimelere dökmek" deyiminin çok güzel yakaladığı üzere--düşüncelerin harfler suretinde cisme bürünüvermesidir. Ortaya çıkan metin, düşüncelerin aynasıdır bir nevi. Ve nasıl dil, düşünceleri ifade etmenin bir aracı, onların aynasıysa, çevirmenin işi de, bu sefer başka bir dilde, yazarın düşüncelerine aracılık etmek, ayna tutmaktır. Dil düşünceyi, çevirmen de yazarı temsil eder bu dil modeline göre.
Halbuki mesele hiç de bu kadar basit değildir. Yazmak bilfiil yaratıcı, dönüştürücü bir süreçtir; düşüncenin aynası değil, düşünmenin farklı bir biçimidir. Boş bir sayfanın karşısına oturup saatler sonra kendini başta niyetlendiğinden çok farklı sulara yelken açmış olarak bulmuş herkes bunu bilir. Kitapların yazarların çocuğu olduğu klişesi aslında farkında olmadan yazmak ediminin söz konusu başıbuyrukluğuna, özerkliğine delalet eder: Bir ebeveyn evladını ne kadar kendi inançları, istekleri doğrultusunda şekillendirebiliyorsa bir yazarın da metnine hükmü ancak o kadar geçer işte; ve her iki durumda da evdeki hesap--iyi ya da kötü--çarşıya uymaz bir türlü.
Düşünce ve dil arasındaki bu tekabüliyet meselesi iki farklı dil için de geçerlidir elbet çünkü düşünürün dediği gibi "bir dil tahayyül etmek, bir dünya tahayyül etmek demektir"(1). İnsanlık ortak paydasında buluşsa da iki farklı kültür ve dil, hangi topografik yöntem benimsenirse benimsensin, birbirinin izdüşümüne indirgenemez; zaten onları farklı yapan da böyle mutlak bir tekabüliyetin imkansızlığıdır. Çeviri uğraşı tam da bu nedenle alabildiğine açık uçlu ve yaratıcı bir süreçtir. Çok kemikleşmiş, işlevsel, sıradan ve zaten bir edebi metinde pek sıklıkla rastlamayacağımız ifadeler dışında kalan her cümlede--ki bazen onlarda bile--takdir hakkını kullanması gerekecektir çevirmenin. En temelde; çevirilen dilde iğreti kaçsa, kulağı tırmalasa da yazarın otantik sesine sadık kalmak ile daha iyi oturan bir deyiş uğruna yazarın yabancılığını ehlileştirmek arasında--mutlak bir doğrusu olmayan-- sayısız estetik tercih yapmak zorundadır çevirmen (2). Ve aynı eseri işinin ehli yüz çevirmen çevirse neticede yüzü de birbirinden farklı olacaktır bu yüzden. Aslında çevirmenlerin yaptığı işe "çevirmek" yerine (bu daha çok "temsiliyetçi" dil anlayışını çağrıştırıyor sanki) "uyarlamak" demek daha doğru olur. Bir edebi eser başka bir dile uyarlanabilir ancak. Bunun idrakine varmak için bir eseri hem özgün dilinde hem çevirisiyle karşılaştırmalı okumak gerekir--ki bu da çevirmenler hariç kolay kolay kimsenin yapmayacağı bir iş. Ve bu yüzden de çevirmenlerin sanatsal emeği hiçbir zaman tam anlamıyla görünür olamayacak ne yazık ki.
Bütün nankörlüklerine rağmen bu "mesleği" meşgale edinip "kültürlerin çatışması ve içiçe geçmesine dair yeni simgeler keşfetmek" için çabalayan tüm çevirmenlere bu vesileyle teşekkürlerden bir demet.     

 Duyurular

TRANSLATION STUDIES
 

Anket

Sitemizi Nasıl Buldunuz?
Çok iyi  (%23)
İyi  (%7)
Orta  (%22)
Kötü  (%48)

Gönder

Döviz Bilgileri

Sitemizde yayınlanmakta olan döviz kurları Merkez Bankası web sitesinden alınmakta olup en güncel şekilde sunulmaktadır.

USD 1,64 YTL
EURO 2,12 YTL

 

 

Bu sitede Mplus Portal yazılımları kullanılmaktadır.